25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü 2019

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü ile ilgili 26.11.2019 tarihli TBMM Gündemi


SEMİHA EKİNCİ (Sivas)

25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü dolayısıyla Genel Kurulda gündem dışı konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Uğradığı şiddet sonucu hayatını kaybeden tüm kadınlarımızı rahmetle anıyorum.

“Kadınlara karşı ayrımcılık ırkçılıktan beterdir.” diyen Cumhurbaşkanımıza, Genel Başkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a her platformda göstermiş olduğu samimi duyarlılıkları için teşekkür ediyorum.

Şiddetin dini, inancı, kültürü ve milliyeti olmaz. Katliam, her yerde katliamdır, kimse savunamaz ve sonuna kadar da katillerle mücadele şarttır. Bizler ak kadrolar olarak yeryüzünde Allah’ın verdiği canları korumak için her türlü mücadelede yer alacağımızı yineliyoruz. Bugüne kadar kadınların yaşadığı sorunlarla ilgili yapılmış yasal düzenlemelerle kadınlarımızın ekonomi, siyaset, bilim ve eğitimde güçlendirilmesine önemli katkılar sağlanmıştır fakat daha bu konuda yapacak çok işimiz olduğu da bir gerçektir. Hâl böyle iken hem kadın konusu gündeme geldiğinde veya acı bir hadise yaşandığında devletimizle dayanışma yerine birtakım çevrelerin bu meseleyi istismar etmeleri de kendi çirkin siyasetlerine malzeme yapmaları da bir o kadar üzücüdür. Dolayısıyla bugün öncelikle herkesi genelgeçer açıklamalar yapmak yerine samimiyete davet ediyorum. Yaşanan acıların, cehaletin, yurdumuzda ve dünyanın her yerinde son bulması için kadınlar ve erkekler olarak hep birlikte gerçek anlamda bir dayanışma içerisinde olmamız gerekiyor. Bir annenin, bir genç kızın ya da sadece bir insan olarak yaşama savaşı veren mazlum bir kadının köşesinde Allah’a yakarırken bir başkasından yardım dahi alamadan can vermesi hiçbir siyasete malzeme yapılamaz. Söz konusu insanın yaşam hakkı olduğunda siyaset dâhil her şey ayaklarımız altındadır. Dünyadaki hiçbir kazanım, güç ve makam bir kadının yaşam hakkından daha değerli olamaz.

Bugün gerçekten bir dayanışmadan bahsedecek isek başta HDP Diyarbakır İl Başkanlığı önünde yavrularına kavuşma acısıyla gözyaşı döken analarımızın haykırışlarına kulak verilmelidir. Her türlü terör örgütü lanetlenerek annelerimizin taleplerinin karşılanması için dürüstçe somut adımlar atılmalıdır.

Gerçekten dayanışma gününden bahsedeceksek sokakta yürüyen tüm kadınların kılık ve kıyafetlerine bakılmaksızın yaşam tercihini veya inancını öne çıkarmadan tüm siyasi partiler tutarlı ve ortak bir tavır içerisinde olmalıdır.

Bugün kadına şiddet konusunda dayanışma mesajı verilecekse öncelikle bir grup başkan vekili partisinden olmayan kadın grup başkan vekiline haddini bildirmeye kalkışmasına hangi partiden olduğuna bakılmaksızın gerekli tepki verilmelidir.

Bizler, dün olduğu gibi bugün de kadına yönelik her türlü şiddete karşı sessiz kalmadık ve 25 Kasım Pazartesi günü 81 ilimizde yüz binlerce kadınımız, erkeğimiz, çocuğumuzla yürüyerek şiddete karşı turuncu çizgimizi çektik.

On yedi yılı aşkın iktidarımızda, her daim ortaya koyduğumuz samimiyet ve sorumluluk bilinciyle, şiddete sıfır tolerans ilkemizle ülkemizde tek bir kadın, çocuk ve canlının şiddet görmemesi için çalışmaya devam edeceğimizi belirtiyor, sultan şehir, yiğitler diyarı, yiğidolar diyarı Sivaslılar adına saygı ve sevgilerimi sunuyorum.


LALE KARABIYIK (Bursa)

Ama çok uzakta değil, belki bir arka sokakta ya da herhangi bir şehirde veya köyde kadınlar şiddet görmeye devam ediyor, bazen babalarından, bazen ağabeyden, bazen eşten, bazen sevgiliden, nişanlıdan ya da herhangi birisinden. Daha dün, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde bir kadın Eskişehir’de toprağa verildi. Ayşe Tuba Arslan, korunma talebine rağmen eski eşi tarafından satırla yaralandı, kırk dört gün boyunca hayata tutunmaya çalıştı ama olmadı.

Mecliste bizler, öncelikle bu sorunlara eğilmeliyiz, asıl sorumluluğumuzun bu olduğunu unutmamalıyız. Bu, partiler üstü bir konudur. Unutmayınız ki İstanbul Sözleşmesi bir kazanımdır, uygulanmalıdır ve arkasında kesinlikle duruyoruz.

Değerli vekiller, eminim sizlere de çığlıklarını duyurmak isteyen kadınlar ulaşıyordur. Söylenecek bu konuda çok şey var ancak rakamlar vermeye, istatistiklerden bahsetmeye gerek olmadığını düşünerek bana gelen bir mektuptan belli bir kısmını gerçek yaşamdan bir kesit olarak buraya getirmenin anlamlı olduğunu düşündüğüm için burada paylaşmak istiyorum.

Değerli vekiller, bir kadının haykırışı şöyle: “Lale abla, Vekilim, biz babamızdan daha 3-4 yaşından itibaren dayak yemeye başladık. Kız kardeşimi 6 yaşında otlağa hayvanların yanına gönderdi babam. Hiç unutmam, bir gün hayvanlardan birisi otlaktan kaçıp evimizin ahırına gelmiş. Babam ‘Otlaktan neden eve döndü bu inek?’ diye 6 yaşındaki kardeşime elindeki küreği fırlattı, kafası yarıldı kardeşimin. Annem çığlıklar içinde başındaki eşarbı saracaktı ki babam annemi de dövdü, kardeşimi ise ahıra gönderdi. Babam evden çıkana kadar annem kardeşimin yanına gidemedi, sonra aldı bezi kardeşime koştu. Köyde doktor da yoktu, olsaydı babam bizi zaten göndermezdi. Babamdan hayvanlar için ya da bakkaldan geç geldik diye her konuda hep dayak yerdik. Kablo, sopa ne bulsa döverdi babam bizi. Okul zamanı geldi, öğretmen ve muhtar babama ‘Kızlarını okula yazdıracaksın.’ dediği için babam bizi okula yazdırmıştı. Biz her sabah okula giderken annem bizi giydirirken babam anneme de tekme atar, öğretmenlere de hep küfür ederdi. Annem çok çaresizdi ‘Baban bizi evden atarsa ne yaparız?’ sözüyle büyüdük biz hep. Ailesi fakirdi annemin, cebinde 10 liradan fazla parası hiç olmadı. Evlenirken anneme ‘Bu evden gelinlikle çıktın, ancak kefenle dönersin.’ demişler. 2 kız kardeşiz, 2’miz de çok çalışkandık, ortaokulu bitirdik. Annemin babama ‘Kızlar okumaya devam etmek istiyor.’ dediği gün babam inşaat demiriyle annemi dövdü. Öğretmenlerimiz geldi eve ‘Bu kızları biz okutalım.’ dediler. Kapıyı onlara açtığım için ben de dayak yedim. Babama şiddet eğilimi olduğu için tedavi olması gerektiğini söyledi öğretmenim ancak kapıyı vuran babam bizi yine dövdü. Evlenme çağımız gelince beni ilk isteyene verdiler. Ben şanslıyım, eşim iyi birisi. 2 çocuğum var. Eşim küçük yaştayken annesi babası ölmüş ve garip büyümüş. Ben iyiyim, kıt kanaat geçiniyoruz işte ama kız kardeşim acı çekmeye devam ediyor. Küçüktü kız kardeşim, amcam ve babam karar verdi, amcamın oğluyla evlensin istediler. Kardeşim okumak istediğini babaanneme söylemişti, babaannem babam ve amcama “Bu kız daha küçük, evermeyin.” dedi. Babam gitti, dedeme dedi ki “Annem ne karışıyor baba? Biz ne karar verdiysek o.” Dedem “Karışma sen!” diye ayağa kalktı, babaannemi itti, yaşlı kadının ayak bileği kırıldı. Babam sonuçta döve döve kardeşimi yeğeniyle evlendirdi. İki de ağabeyimiz var bizim. Biri hep kurtardı bizi dayaktan. Babama karşı gelirdi “Yapma baba!” diye. Ama diğer ağabeyim “Biz erkeğiz, karı gibi davranmasana.” derdi diğer ağabeyime. Kız kardeşim amcaoğlumuzla evlendikten sonra çalışmaya başladı çünkü eşi işsizdi. Bir gün kardeşim açmadı telefonunu, aradım, üç gün ulaşamadım, sonra duydum ki eşi dövmüş, yengemiz, yani kardeşimin kayınvalidesi elinden parasını istemiş, kardeşim parayı vermeyince de kocası dövmüş, kardeşim intihar etmiş. Çok şükür kurtulmuş. Ben geç duydum. Kardeşim eşinden, evinden kaçtı, sığınma evine gitti sonrasında, kaçmasına çığlıklarını duyan komşuları yardım etmiş.

Ancak nasıl oldu, bilmiyorum, ağabeyim ve babam gidip almışlar. Kardeşimi tekrar telefonla aradığımda babamların yanındaydı. Ancak büyük ağabeyim dövüyormuş bu defa da sürekli “Kocaya gittin, geri geldin.” diye. Abla, benim elimden bir şey gelmiyor, ne olur kardeşime yardım edin, kardeşimin yaşadıkları ölüp gittikten sonra duyulmasın, bize yardım edin.

Değerli vekiller, bu mektup yaşamın içinden bir kesit. Bu nedenle kadına yönelik şiddetle mücadeleyi partiler üstü bir konu olarak görelim ve kadına karşı şiddete, kadın cinayetlerine de “Dur” diyelim.


TÜLAY HATİMOĞULLARI ORUÇ (Adana) –

Dün 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Uluslararası Mücadele Günü’ydü ve Dominik Cumhuriyeti’nde Faşist Trujillo diktatörü tarafından katledilen Mirabel kız kardeşlerin, kanlarıyla yazmış olduğu bir mücadele günüdür; bir tarihtir. Ben burada, Mirabel kız kardeşler şahsında, erkek-devlet şiddeti tarafından katledilen bütün kadınları; Hevrin Halef şahsında, savaşta yitirdiğimiz bütün kadınları saygıyla, sevgiyle ve umutla anıyorum.

Değerli arkadaşlar, “Türkiye’de kadın cinayetlerini durduracağız.” dedikçe cinayetlerin arttığını görüyoruz. Sadece son on bir ayda 358 kadın katledildi ve son on yılda çocuk istismarları yüzde 700 oranında artış göstermiş durumda. Peki, bunlara karşı bizler, burada üç beş cümle konuşmak dışında, ne yapıyoruz? İktidar açısından şu soruyu çok net yanıtlamak isterim: Koca bir hiç. Yapılan şey, işte, Diyanetin yaptığı bir kamu spotu. Yani, kadın-erkek eşitsizliğini daha da derinleştirmek için, elinde çayıyla, kekiyle munis bir kadın ve bir erkekten şefkat, sevgi bekleyen bir kadın çıka çıka spot olarak çıkabilmiş; bu anlayış ve bu zihniyetle kadın-erkek eşitsizliğiyle mücadele etmeye asla imkân yoktur.

Yine, aynı biçimde bu iktidar zamanında, kadınların mücadele ederek bu ülkede kazanmış olduğu haklar ellerinden tek tek alınmaya çalışılıyor. Neydi bunlar? Şiddete uğrayan, uğrama ihtimali olan kadınlara, çocuklara, aile bireylerine koruma sağlamayı hedefleyen 6284 sayılı Kanun. Bir diğer şey, nafaka hakkı; nafaka hakkı konusu şu an tartışma götürüyor. Değerli arkadaşlar, bir de yine bu iktidarın, imza atmış olduğu İstanbul Sözleşmesi’nden kaçma hâlleri… Bütün bunlara karşı biz şunu çok net ifade ediyoruz: Kadınlar arasında zaten yasama, yürütme ve yargıda çeşitli bölücülükler yaratıyorsunuz; kadınlar arasında bölücülüğü, bu anlamda, yaratmayın.

Bakın “Cumartesi Annelerini biz dayakla, copla dizginleyemedik; bari Diyarbakır’da HDP’nin il binası önünde alternatif bir anne eylemi örelim.” dediniz. Yine, aynı şekilde, kadınların yasayla kazanmış oldukları hakları ellerinden almak için aileyi yıkan yasalardır bunlar. İstanbul Sözleşmesi uygulanmasın gibi kendinize göre sivil çalışmalar örgütlüyorsunuz. Şunu çok net bilesiniz ki: Bu şekilde bir toplum mühendisliğiyle burada ne kadına yönelik şiddeti ne kadın cinayetlerini ne çocuk istismarlarını asla engelleyemezsiniz. Bakın, şiddetsiz, eşit, adil bir toplum talebi bir devleti yıkmayacağı gibi kadın ve erkeğin birlikteliğini de yıkan bir şey değil, daha güzel bir ülke ve daha büyük, daha mutlu bir hayatı tarif eder bunlar.

Buradan biz bir öneri sunmak istiyoruz: Çaylı kekli, kadını sadece evinde yemek yapan, hizmet eden bir özne olarak göstermekten ziyade bir kamu spotu yapın ki kadının siyasetteki eşit temsiliyetini yansıtsın, bir kamu spotu yapın ki bugün uğraştığınız eş başkanlık sistemini öne çıkarsın. Ben buradan bu sıralarda bulunan bütün kadınlara seslenmek istiyorum, toplumda bu mücadeleyi yürüten bütün kadınlara seslenmek istiyorum: “Eş başkanlık, eş temsiliyet bizim siyasette vazgeçilmezimiz.” demeliyiz ve biz kadınlar bir erkek gibi partiyi yönetebileceğimize, bu Mecliste şu kürsüyü yönetebileceğimize dair inancımızı zerre yitirmeyelim.

İşte, değerli arkadaşlar, siyasi fikri ne olursa olsun, ideolojik geleneği ne olursa olsun kadın dediğimiz ortak paydada birleşerek taleplerimizi bu şekilde açığa çıkarmak dışında hiçbir seçeneğimiz yoktur. Bakın, bizler, bu sıralarda başta vekiller olmak üzere, toplumda sesini çıkarabilme ihtimali olan kadınlar eğer sessizliğe bürünürsek, eğer sesimizi çıkarmazsak daha çok kadın yaşamını yitirecektir. Eğer bizler sesimizi çıkaramazsak daha çok çocuk istismara uğrayacaktır.

Bakın, İranlı sanatçı Füruğ’un bir sözünü sizlerle paylaşmak istiyorum.

İranlı sanatçı Füruğ: “İnsanı sessiz kalmaya zorlayan acı onu bağırmaya zorlayan acısından çok daha ağırdır.” der. O hâlde biz kadınlar, acıyı yaşamımızın her alanında hisseden biz kadınlar, daha çok bağırmak zorundayız, daha çok bağırmalıyız ki herkes bizi duymalı, daha çok bağırmalıyız ki istismara uğrayan çocukların da sesi olabilmeliyiz, daha çok bağırmalıyız ki erkek şiddeti, devlet şiddeti son bulsun.


 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s